Tutkunun Peşinden Koş!

“Nereye gittiğini bilen kişiye yol vermek için, dünya bile bir kenara çekilir.”
(David Starr Jordan)

Nusret Gökçe, Erzurumlu maden işçisi bir babanın 5 çocuğundan biri olarak 1983 yılında yokluk içinde doğar. Henüz 2 yaşındayken ailesi Erzurum ‘dan Darıca ‘ya taşınır. Maddi imkânsızlıklardan dolayı ilkokuldan sonra okulu bırakmak zorunda kalır ve çocuk yaşta çalışma hayatına Bostancı ‘da kasap çırağı olarak başlar. Aynı anda 10 usta ile, bir dakika bile boş durmadan, günde 18 saat, yaklaşık 13 sene boyunca çalışır.

2007 ‘de İstinye Park ‘ta, Günaydın Et Lokantası gibi, Kasap-Restoran konsepti başlayınca bu yeni yaklaşım Nusret Gökçe ‘yi de heyecanlandırır. Ve “Ben bu işi yapmalıyım” der.

Evvela araştırır, bu iş dünyada nerede en iyi yapılıyor?
1. Arjantin (Kesimhaneler)
2. Amerika (Steak House ‘lar)
3. Japonya (En kaliteli yağlı etler)
Hedeflerini kademelendirir ve harekete geçer…

Dil bilmemesine ve parası olmamasına rağmen çekinmez ve 2007 ‘de bir Fransız müşterisinin yardımı ile, parayı zar zor denkleştirip Arjantin ‘e gider. Döndükten sonra kendi deyimi ile elinin kimyası değişmiştir. Türkiye ‘de birkaç gazete ve dergide adı çıkmasına ve tanınmaya başlamasına rağmen, hedeflerine ara vermez ve Amerika hayalini sürdürür.

4 kez reddedildikten sonra 2010 yılında zar zor 3 aylık vize alarak Amerika ‘ya gider. New York ‘un önde gelen 4 restoranında ücret almadan ve kaçak olarak çalışır. Bu süre içerisinde yaptığı bir menü New York Times ‘ta yayınlanır.

Amerika ‘dan döndükten sonra artık iş hayatına atılmaya hazırdır. Eski bir dostu olan Mithat Erdem ile görüşür. Hiç parası yoktur, emeğini koyacaktır. “Adı ne olsun” diye sorar Mithat Erdem, bir kağıda “Nusr-et” diye yazar ve “Yatırımı yap 6 ay sonra sana para sayma makinası alayım.” der. Dediği gibi de olur ve 6 ay içerisinde tüm yatırımı çıkarır, kendi payını ödemiştir.

“Etin suyuna giden adam” Nusret Gökçe, nihayetinde 2009 yılında Ferit Şahenk ile ortaklık kurar. Şimdi sıradaki hedefi Japonya ‘dır. Son hedefini de uygun bir vakitte gerçekleştirmeyi düşünmektedir.

Nusret Gökçe, hayal eden, hayallerini planlayan ve kademelendiren çok güzel bir örnek.

Muhammed Ali ‘nin dediği gibi; “Şampiyonlar salonlardan çıkmaz, içlerinde tutku, hayal ve amaç olan insanlardan çıkar”
Kaynaklar;
http://www.beserhaber.com/guncel/survivor-ascisi-nusret-gokce-kimdir-20-haziran-survivor-all-star-da-yemek-yapan-asci-h11452.html
https://www.youtube.com/watch?v=-b3ZxYkEJpU
https://www.youtube.com/watch?v=zjE9DQVL5_c

Personal Growth içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tylenol Krizi

Yıl 1982. Chicago ‘da süpermarket ilaç reyonlarından satın alındığı belirlenen Tylenol ilaçlarının bir kısmının içine, kimliği belirlenemeyen bir kişi tarafından Siyanür enjekte edilir. Bunun sonucunda yedi kişi hayatını kaybeder. Enjektenin nerede ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.

O dönemde Tylenol ABD çapında %37 Pazar payı ile en çok kullanılan ağrı kesicidir.

Akabinde halk arasında bir panik yaşanır ve ülke çapında duyulmaya başlanır. Çünkü Chicago aynı zamanda marka olan bir şehirdir ve bu sebeple çok dikkat çekmektedir. Olayı takip eden günlerde pazar payı %7 seviyelerine düşer.

Üretici firma Johnson & Johnson yönetimi ile irtibata geçen FBI yetkilileri, olayın münferit bir olay olduğunu ve akıl sağlığı yerinde olmayan veya firmaya diz çöktürmek isteyen biri tarafından yapıldığının belli olduğunu söylerler. İlaçların piyasadan çekilmesinin gereksiz olduğunu tavsiye ederler.

Fakat CEO Bill Weldon bu konuda FBI ile aynı düşüncede değildir. Konunun toplum sağlığını ilgilendirmesi ve Misyon Bildirgesi ‘nde verilen söz sebebi ile, üretimin ve reklamların durdurulmasını, piyasadan tüm ilaçların (31 milyon kutu) çekilmesini ve ayrıca durumun tüm ulusal yazılı ve görsel medyada ilan edilmesini kararlaştırır. (1940 ‘ların ortalarında yazılmış olan Misyon beyanının ilk paragrafının ilk satırında “Biz doktorlara, hemşirelere, hastalara, annelere, çocuklara, yani kim ilaçlarımızı kullanıyorsa, onlara karşı sorumluyuz.” diye yazmaktadır.)

Hiç vakit kaybetmeden üretim durdurulur, ürün piyasadan toplatılır ve aynı anda da tüm ulusal yazılı ve görsel medyada da ilan edilerek söz konusu ilacın kullanılmaması yönünde toplumun bilinçlenmesi sağlanır. Esasen olay münferittir ve firma Üretim veya Tedarik Zinciri ile doğrudan hiçbir alakası olmadığı kanısı hâkimdir. Ama insan hayatı ile birebir alakalı olduğu için, çoğu firmanın göstermediği bir etik tepki göstererek, kararın yüksek maliyetine rağmen harekete geçilir.

Kısa süre içerisinde yeni ürün piyasaya, 3 aşama ile ilaca ulaşmayı sağlayarak dış müdahalelere karşı güvenli hale getirilmiş paket içerisinde sürülür (Paket müdahaleyi belli eder şekilde tasarlanmıştır). Ki bu güvenlik derecesi o zamana kadar hiçbir firma tarafından uygulanmamıştır. Tylenol Krizi aynı zamanda ilaç sektöründeki paketleme yöntemlerinde de önemli gelişmeler olmasına sebep olmuştur.

Ürün tekrar piyasaya sürülürken çeşitli pazarlama araçları kullanılarak eski pazar payı yakalanmaya çalışılmış ve maliyeti de beklendiği üzere yüksek olmuştur. Ayrıca evvelden bu ilacı alanların da yenisi ile değiştirmesi sağlanmış. %37 olan evvelki Pazar payı, olayın hemen sonraki haftası %7 ‘ye düşmüş fakat olaydan yaklaşık 100 gün kadar sonra %46 ‘lara çıkmıştır. Çünkü halk Johnson & Johnson ‘a güvenmekte ve artık söz konusu ilaç, rakiplerinde olmayan bir güvenlik seviyesine sahiptir. Yani evvelki olumsuz durumu, doğru risk yönetimi ile avantaja çevirmiştir.

Firma içerisinde baştan aşağı inceleme başlatılır. Bu arada ölenlerden birinin ilacı süpermarketten değil de hastaneden aldığı ortaya çıkmıştır (Kamuoyundan saklanır). Ne zaman nerede olmuş olabileceği araştırılır. Araştırma sonucunda Tedarik Zinciri içerisindeki süreçlerde (Dağıtım veya paketleme sürecinde) söz konusu enjeksiyonun yapıldığı ihtimali ağırlık kazanır. Çünkü 6 üründe daha yakın sorunlar görülür. Açıklar tespit edilir ve ivedilikle düzeltilir. Bu arada Federal sağlık yetkilileri ile de koordine olunarak süreçlerin sağlıklı işlediğinden emin olunur.

Firma yetkilileri de işlemin Tedarik Zinciri içerisinde yapıldığını düşünmelerine rağmen, sonrasında FBI ‘ın yaptığı açıklama ile aynı yönde açıklama yaparak, işlemin süpermarketlerde yapıldığını açıklarlar. Çünkü bu durumda üretici firma kesinlikle sorumlu olmayacaktır.

Daha sonradan FBI ‘ın yaptığı araştırmalar derinleşir ve Tedarikçi firmalardan birinde söz konusu müdahalenin yapıldığı belirlenir. Birkaç kişi yakalansa da, hiçbiri hakkında net bir delil bulunamaz.

Burada dikkat çeken kararlar;
• Misyon bildirgesine uyulmuştur. Sadece duvarda ve internet sitesinde yazılı kalmaması sağlanmıştır.
• Toplum sağlığından dolayı, delil olmamasına ve dahi FBI yetkililerinin aksi yönde tavsiyelerine rağmen hatanın firmada olduğu varsayılır ve hiç zaman kaybetmeden harekete geçilir.
• Bir daha olmaması için ne yapabiliriz diye düşünülür ve paketleme yaklaşımı değiştirilir.
• Evvelden bu ürünü alanların, temiz olduğu kesinleşen yenisi ile değiştirmeleri sağlanır.

Tylenol Krizi, Risk Yönetimi ‘ne güzel örneklerden biridir.

Kaynaklar;
http://iml.jou.ufl.edu/projects/fall02/susi/tylenol.htm


Risk Management içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ericsson ‘un Kırık Tedarik Zinciri

17 Mart 2000 Tarihinde, Philips firmasının Nokia ve Ericsson telefonlarında da kullanılmak üzere (kapasitesinin %40 ‘ı) yarı iletken üretimi yaptığı, New Mexico ‘daki fabrikasında yıldırım düşmesinden dolayı yangın çıkıyor. Çıkan yangın 10 dakika içerisinde söndürülüyor. Yarı iletken üretimi yapılan birimde hasar meydana geliyor. Dahası, yangın söndürülürken ortaya çıkan toz ve kirden dolayı, 1 cubic metre ‘de 1zerre olması gereken toz sayısı (Ameliyathane ortamından 10bin kat daha temiz) çok yüksek seviyelere ulaşarak, stoktaki chip ‘lerin tamamının kullanılamaz hale gelmesine sebep oluyor.

Philips yetkilileri problemi hafife alarak en az bir hafta içerisinde tekrar üretime geçebileceklerini hesap ediyorlar. Nokia ve Ericsson yetkilileri ile irtibata geçerek, üretime başlar başlamaz önceliği kendilerine vereceklerini belirtiyorlar.

Ericsson tarafındakiler Philips firmasının 1 hafta sonra üretime başlayacağız açıklamasına güveniyorlar. Henüz olayı vahametinin farkında olmadıklarından dolayı herhangi bir hareket planı oluşturmuyorlar.

Nokia üretim planlamacıları yaklaşık 5 yıldan bu yana geliştirdikleri kontrol mekanizması sayesinde, Tedarikçi ‘lerinin üretimlerini günlük olarak takip ediyorlar. Olay gerçekleşir gerçekleşmez Nokia üretim ve satın alma yetkilileri tesise giderek değerlendirmeler yapıyorlar. Nokia ‘nın Satın alma Müdürü de, evvelden Nokia ‘ya yarı iletken imal eden bir fabrikada çalışmasından dolayı, söz konusu yeniden üretime geçme süresinin bir haftadan uzun süreceğini biliyor ve üst yönetimi bu konuda bilgilendiriyor. Nokia bu bilgiler ışığında acilen harekete geçiyor.

Nokia ‘nın Philips ile süregelen yoğun temasından dolayı, Philips ‘in açıklamaları onlara güven vermiyor. Aksine Philips ‘teki meslektaşlarını, daha etkin çözümler bulmaları için baskı altına alıyorlar.

31 Mart 2000 günü yani olaydan 2 hafta sonra, Philips firması bir açıklama daha yaparak; Üretim tesisinin yaklaşık 6 hafta daha üretim dışı kalacağını itiraf ediyor. Bu şekilde süre toplamda 8 haftaya çıkıyor.

Milyonlarca telefonun üretimini etkileyecek bu durum karşısında Nokia 3 koldan harekete geçiyor;

  • Bir ekip Philips ile çalışarak diğer üretim tesislerinin de içinde olacağı alternatif planlar üzerinde çalışıyor.
  • Diğer bir ekip tasarımları değiştirerek, hem Philips ‘in diğer tesislerinde hem de farklı üreticilerin tesislerinde üretme üzerinde çalışma yapıyorlar.
  • Son ekip ise Philips ‘in üzerindeki baskıyı azaltmak için farklı Tedarikçi ‘ler araştırmaya başlıyorlar. Ve var olan iki Tedarikçi olayın üzerinden geçen 5. gün olumlu cevap veriyorlar.
  • Ayrıca dünya çapındaki üreticilerden uygun çiplerin tüm stoklarını hızlıca temin ediyorlar.

Buna karşın Ericsson firması Nisan başına kadar konunun ciddiyetinin farkına varmıyor. Ve bu yüzden ellerindeki büyük şansları kaçırıyorlar.

Anında ve etkili tedbirler alması sayesinde Nokia günü kurtarıyor ve bu sayede karlılığını ve pazar payını artırıyor. Öyle ki 2000 yılı yılsonu raporunda, söz konusu yangından söz edilmiyor bile.

Ericsson tarafında ise sorun çok ciddileşiyor ve 20 Temmuz 2000 tarihli rapora göre, yangın ve sebep olduğu yarı iletken bileşen tedariği sıkıntısı sebebi ile mobil telefon birimi ikinci yarıyılı 200milyon dolar zarar ile kapatıyor. Altı ay sonra ise durum daha da ciddileşerek zarar 1,68milyar dolar seviyesine çıkıyor.

Nisan 2001 ‘de yani yangından yaklaşık 13 ay sonra, Ericsson firması bazı üretim tesislerini Flextronics firmasına devretmek ve binlerce çalışanını işten çıkarmak zorunda kalıyor.

Nihayetinde uzun süren gayri resmi görüşmeler sonucunda Ekim 2001 ‘de Ericsson firması mobil telefon birimini Sony firmasına satıyor.

10 Dakikalık bir yangın koca bir firmayı derinden etkiliyor ve mobil telefon piyasasının şeklini değiştiriyor. Ve Ericsson, SonyEricsson oluyor…

Kaynaklar;

http://www.ftpress.com/articles/article.aspx?p=1244469

youtube.com/watch?v=nmO-y0q8sdI&index=2&list=PL16VDcaO8e56BG6-b5Qias15GDaCF2j3X

https://en.wikipedia.org/wiki/Ericsson

Supply Chain içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Planlama

Planlama, hemen her konuda önemli bir aşamadır.

Bunu yemek yaparken de görebilirsiniz, araç ile yola çıkarken de ve özellikle herhangi bir projeye başlarken…

Planlama adı üzerinde en ön safhalarda yer alan/alması gereken bir konudur.

Türk inşaat firmalarında, kalite ve diğer başlıklar gibi planlama başlığı da etraftan görüldüğü için yapılmaya başkanmıştır. Gereğine inanıldığı için değil.

Bu sebeptendir ki planlama sadece bir rapor formatı olarak kalmıştır ve geriden gelmektedir. Bu anlayış sözkonusu departmanın organizasyonunda da kendini gösterir sözkonusu departmanın elaman kalitesinde de.

Bir konuya inanmak daha en baştan bütün çehreyi değiştirir.

Planlamayı daha iyi anlamak için dağcıdan örnek verelim;

  • Bir dağcı düşününki kendisine aylar süren zorlu bir eğitim veriliyor
  • Teknik öğreniyor
  • Coğrafya öreniyor
  • Jeoloji öğreniyor
  • Kondisyon geliştiriyor

Sonra diyorlar ki sen hazırsın tırman bakalım şu dağa…

Dağcı hadi Bismillah diyerek hemen tırmanmaz…

  1. Varmak istediği konumu belirler
  2. En güvenli yolu seçer
  3. Başlangıç noktasını belirler
  4. Süreyi belirler
  5. Yukarıdaki bilgiler ışığında ekipmanı belirler
  6. Hangi gün çıkacağını belirler
  7. Hangi günün hangi saati çıkacağını belirler
  8. Yurkarıdaki tüm bilgileri tekrar tekrar kontrol eder
  9. Yapabilir durumda olduğunu kontrol eder
  10. Sağlık durumunu zinde tutar
  11. Motivasyonunu hazır eder

Ve harekete geçer… Yukarıdaki maddeleri harfiyen yerine getiren bir dağcının başarılı olmaması için engel azdır…

Ama eğer bu maddeleri takip etmemiş ya da bir veya birkaçını atlamış olsaydı, başarılı olma şansı gittikçe azalacak veya süre uzayacak veya en kötüsü kendisine zarar verme olasılığı artacaktır…

İnşaat projelerinde de aynı bakış açısına sahip olmak gerekir.

Planlamadan yapılan yatırım, kar değil masrafa dönüşür…

Construction içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tedarik Zinciri ve Şoför kardeşlerimiz…

Tedarik zinciri nedir? Tedarik zinciri, gereksinim duyduklarınızın, gereksinim duyduğunuz zamanda, gereksinim duyduğunuz yerde bulunması için yürütülen faaliyetlerin bütünüdür. Hammadde üretilir, Üretim yerine Lojistiği yapılır, Üretildikten sonra Ana Dağıtım noktalarına Lojistiği yapılır, sonrasında da Müşteriye ulaşacak olan Son Noktaya Lojistiği yapılır. Dikkat ederseniz Hammadde – Üretim – Ana Dağıtım – Müşteri arasındaki tüm faaliyetleri Lojistik grubu üstlenir. Lojistik olmadan iş yürümez.

Bu çay içtiğiniz bardak için de böyledir, şu an bu yazıyı okuduğunuz bilgisayar ve bileşenleri için de, ayağınızdaki çorap ve dahi toplanan çöpleriniz için de böyledir. Etrafınızda ne görüyorsanız, bunu Lojistik sayesinde elde edersiniz. İnternetiniz, suyunuz, elektriğiniz bile bu sayededir. Lojistik olmadan sistem kilitlenir.

Lojistik araçlarını kullananların ~%95 ‘i Şofördür (Pilot, Makinist, Kaptan yüzdeleri düşüktür).

Şimdi gelelim Şoför kardeşlerimizi küçümseyenlere; Şoförler olmasa Lojistiği kim sağlayacak? İçecek su bulamazsınız!!! Açlıktan ağzınız kokar!!! İyileştirecek ilaç bulamazsınız!!! Doktor işine gidemez (Benzin yok)!!! Ortalığı çöp götürür!!!

Göbeğini kaşıyan adam dediklerinizin ne kadar önemli ve değerli olduğunu, varın bir de buradan görün…

Supply Chain içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Teknik kitaplardaki anlatım…

Yıllardır mesleki, yazılım ve paket program kitapları okurum. Bunların bir kısmı Türkçe, bir kısmı ise yabancı. Okuduğum yazarın biyografisine de bakarım.

Dikkatimi çeken; Eğer kitabı akademik kariyeri olan veya yazılım ise yazılımı üreten veya test eden biri yazmış ise kitap tamamen uzun cümleler ve çok detaylı anlatımlar içeriyor. Öyle ki aynı cümleyi farklı farklı şekillerde ardarda kuruyorlar veya farklı bir yaklaşımla anlatıyorlar.

Mesleki ve yazılım kitaplarında, konuyu karmaşık hale getirmek için yaratıcılığa ihtiyaç yoktur. Yaratıcılık o konuyu en basit hali ile anlatmakta yatar. Bir insan eğer kırmızı rengi görmemişse ona RAL kodu ile anlatamazsınız, bildiği en yakın renkten gidersiniz yani ancak örnekler ile anlatabilirsiniz.

Aynı kitabı, akademik değil mesleki kariyeri olan biri yazdığında ise, yani derdini çeken terini döken biri yazdığında ise çok daha hızlı anlıyorsunuz.

Bir de konu sıralaması çok önemli. Yani yazar ortalarda anlatması gereken bir konuyu başta anlatınca kafa hepten karşıyor.

Bu sebeple yazarlara tavsiyem; yazdıkları kitapları her cenahtan insanlara okutsunlar. Yazarın yazardan alacağı geribildirim farklıdır, meslekten veya konu hakkında bilgisi olmayan birinden alacağı geribildirim farklıdır. Nihayetinde Rahmetli Cahit Zarifoğlu gibi Şiir Kitabı yazmıyorsunuz ki, Adil Erdem Bayazıt ‘lar Akif İnan ‘lar hemen anlasın… Şiir ve hikaye kitapları insanların hayatlarında farklı zamanlarda farklı anlamlara gelebilir. Ama lütfen mesleki, yazılım ve paket programlarda aynı mantık ile gitmeyin ey güzel Yazar Ağabeylerim… Eğer kitaplarınızın insanların hayatlarına değmesini istiyor iseniz, o zaman lütfen farklı cenahlara, özellikle de konuyu öğretmek istediklerinize okutun…

Bu kitapları alacaklara da tavsiyem, mutlaka yazara dikkat edin, meslekten ise öncelik verin.

İyi kitaplar iyi birer dostturlar…

Books içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Nikon D7200 … (Hayal kırıklığı)

Nikon yeni APS-C üst sınıfı modelini tanıttı D7200… Uzun süredir bekliyordum
Ekleyebildikleri; Video AutoISO, +1fps photo, +10fps video, NFC, …..

Fotoğaf kalitesindeki fark edilemeyecek kalite farkı dışında, 7Dm2 ‘nin gerisinde kalmadıkları tek bir nokta kalmadı (Focus, fps, touchscreen, vb.). Yani 3 sene daha yeni model yok crop çulara…

Umarım D750 ‘deki flare sıkıntısı olmaz bu makinada da… Çünkü son 6 yıldır APS-C üst sınıf ve FF sınıfından geri çağırmadıkları gövde kalmadı…

FF sınıfı çok farklı değil;
FF Orta; D750 bile 7Dm2 ‘nin gerisinde kalıyor bazı noktalarda… Ki Flare sıkıntısını halen gideremediler… Piyasaya sorunsuz çıkarabildikleri tek bir makina olmadı son 6 yıldır…
FF Üst; Çıkarabildikleri ancak D810a o da astronomi için… Dünya ‘yı bitirdiler sıra geldi yıldızlara…

Umarım Nikon Microsoft ‘un yaptığı gibi CEO değiştirir ki yeni bir ruh gelsin… Mümkünse İtalyan olsun, Nadella ‘dan örnek alsınlar… Çünkü Nikon 2 yıl daha böyle giderse piyasa ikinci bir Kodak daha görecek… Canon piyasa lideri, Sony, Samsung ve Sigma ise tamgaz geliyorlar.

Yeni makina alacaklara tavsiyem Nikon yazısından kesinlikle uzak dursunlar.

Photography içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Fotoğrafçılık ve havacılık…

Bir şehiri gökyüzünden görüntülemek çok güzel bir duygu hele ki biz fotoğrafçılar için… Açık havalı bir gecede, ışıklı bir şehirin üzerinden uçarken (Örneğin;Moskova), herkes fotoğraflamak ister…

Ama şu camdan yansıma yok mu? Şu araya giren kanatlar yok mu? Şu küçücük camlar yok mu? Şu kirli camlar yok mu? İşte bunlar insanı ciddi zorluyor… Circular ve Lightroom bu işi ancak bir nebze çözebiliyor o da araya kanat girmezse…

Uçak firmalarından birinin başında olsam aslında buna güzel bir çözüm getirirdim…

Ön koltuklardan bir sırayı buna ayırırdım. Etrafını kapatırdım ki dışarıdan hiçbir ışık girmesin (Perde ile ki kolaylıkla açılabilsin). İç aydınlatmasını anahtarlı yapardım. Camını büyütürdüm (Kokpit camı büyük olabiliyor değil mi?). Bir de camını dışarıdan hareketli yapar aşağıya yukarıya hareketler ile temiz olan kısmın gelmesini sağlardım (Formula1 yarışlarını izleyenler bilir, kameranın erafındaki cam döner ve temiz olan kısım gelir bu şekilde görüntü hep temiz kalır). Yansıması en az olan camı koyardım… Vesaire….

Bu 1 sıra koltuk bence demeye değer. Uygun güzergahlara konur ve üstüne güzel bir reklam yapılırsa bence tutabilir.

Risk midir, evet 🙂 Ama denemeye değer. Hem belki bu riski alırken başka şeyler de öğrenebilir insan…

Aviation, Aviation Photography, Photography içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Akıllı saatler…

Son dönemde Akıllı Saat sektörü önemli gelişmeler kaydediyor. Ve hemen hepsi de tamamen dijital ekranlı saatler yapıyorlar, bir kısmı dairesel bir kısmı köşeli…

Benim yatırım yaacak param olsa ben farklı bir yönden yaklaşırdım bu konuya;

Niye diğer saat firmalarını da işin içine katmıyayım? Sadece camını yapardım. Cam normalde şeffaf, ama iki sefer tıkladığımda camın altı kararıyor ve klasik saat görünmüyor. Camın üstü ise ekran oluyor. Saat markasında özel tipte menü ve özellikler koyardım, aynı Android sürümlerinde olduğu gibi. İşlemcisini de saatin kapağına koyardım.

Bu şekilde milyar dolarlık bir sektörün içine girmiş olurdum. Kolay mı değil, kısa mı sürer hayır, riskli mi riskli…

Ama doğru tedarikçiler ve doğru ekip ile çalışılırsa bence çok başarılı olur…

Watch içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın